Sultan Abdülaziz’in 1876 yılında vefatı, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin en tartışmalı olaylarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu olay, sadece siyasi bir liderin ölümü değil, aynı zamanda dönemin toplumsal, dini ve siyasi dinamiklerini de etkileyen bir gelişmedir. Dönemin Şeyhülislam’ı tarafından verilen fetva, bu olayın mahiyetine dair önemli ipuçları sunmakta, ancak aynı zamanda şüpheleri de beraberinde getirmektedir. Bu yazıda Sultan Abdülaziz’in vefatına dair fetva, şüpheler ve bu olayın tarihsel bağlamı kısa bir ifadeyle ele alınacaktır.
Fetvada Yer Alan İfadeler
Şeyhülislam Efendi, Sultan Abdülaziz’in kendi iradesiyle hayatına son verdiğini belirtmiş ve yapılan incelemelerde herhangi bir darp ya da zorlama izine rastlanmadığını ifade etmiştir. Bu durum, intihar tezinin resmi olarak kabul edilmesine yol açmıştır. Fetvada, Sultan Abdülaziz’in ölümünün ardındaki dinî ve ahlaki boyutlar da vurgulanmıştır. Özellikle bu davranışın dinî açıdan büyük bir günah olduğu belirtilmiş ve bu durum, halk arasında derin bir üzüntü yaratmıştır. Fetva, “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” ayetiyle son bulması, ölümün ardından yaşanan derin üzüntüyü ve olayın ciddiyetini dile getirmektedir. Fetvanın içeriği, yalnızca Sultan Abdülaziz’in ölümüne dair bir açıklama değil, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısına ve dini anlayışına dair önemli ipuçları da sunmaktadır. Dönemin toplumu, dini değerlere büyük önem vermekteydi ki böylece bu fetva, halkın olay karşısındaki duygularını yönlendirme işlevi görecektir. Şeyhülislam’ın bu açıklaması halkın zihninde bir güvence sağlamış ancak aynı zamanda olayın derinliğine dair sorgulamaları da artırmıştır.
Şüphelerin Ortaya Çıkışı
Fetvada yer alan ifadeler bazı şüpheleri de doğurmuştur. Özellikle, Şeyhülislam’ın olayın suikast olabileceğine dair herhangi bir ihtimali dışlayarak intihar tezini kesin bir dille kabul etmesi, dönemin siyasi atmosferi göz önüne alındığında dikkat çekici bir durumdur. Bu durum, Şeyhülislam Efendi’nin suikast iddialarıyla ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi çalkantıları, bu tür iddiaların gündeme gelmesine zemin hazırlamıştır. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi, dönemin siyasi güç dengelerini değiştiren bir olaydır. Bu süreçte, çeşitli siyasi grupların ve şahısların çıkarları çatışmış, bu da suikast iddialarını besleyen bir ortam yaratmıştır. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi, birçok kişi tarafından bir suikast olarak değerlendirilmiş, bu bağlamda çeşitli komplo teorileri ortaya atılmıştır. Dönemin siyasi atmosferinin bu tür iddiaların gündeme gelmesinde oldukça payı vardır. Dolayısıyla, Şeyhülislam’ın bu iddiaları dışlaması, birçok kişi tarafından şüpheyle karşılanmıştır.
Tıbbi Bulgular ve Çelişkiler
Sultan Abdülaziz’in naaşını muayene eden bazı hekimlerin, göğüs ve kol çevresinde morluklar ile ezikler tespit ettikleri yönündeki ifadeleri, fetvada yer alan intihar tezini sorgulatmaktadır. Bu çelişkili beyanlar, dönemin resmi açıklamaları ile tıbbi bulgular arasında ciddi bir tutarsızlık bulunduğunu göstermektedir. Tıbbi raporların, resmi söylemle çelişmesi, olayın gerçek mahiyetinin aydınlatılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Tıbbi muayenelerde elde edilen bulgular, Sultan Abdülaziz’in ölümünün intihar değil, başka bir sebeple gerçekleştiğine dair kanıtlar sunmaktadır. Morluklar ve ezikler, bir zorlamanın veya şiddetin izlerini taşıyor olabilir. Bu durum, tıbbi bulgular ile resmi açıklamalar arasındaki çelişkileri daha da derinleştirmiştir. Bu tür bulgular, halk arasında suikast iddialarını güçlendirmiş, resmi açıklamaların güvenilirliğini sorgulatmıştır.

(Bazı kaynaklara göre sakalını düzeltmek için istediği küçük, sivri uçlu bir makasla her iki bileğini de keserek yaşamına son vermiştir.)
Dönemin Siyasi Atmosferi
Sultan Abdülaziz’in vefatı, sadece bir liderin ölümü değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi yapısında önemli bir kırılma noktasıdır. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi, imparatorluğun modernleşme çabaları ve Batı ile ilişkileri açısından kritik bir dönemi simgelemektedir. Bu dönem, aynı zamanda iç karışıklıkların ve siyasi çekişmelerin yoğunlaştığı bir süreçtir. Dolayısıyla, Abdülaziz’in ölümü kişisel bir trajedi olarak değil ulusal bir mesele olarak da algılanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyılda büyük bir dönüşüm sürecinden geçmekteydi. Bu dönüşüm süreci, hem iç hem de dış dinamiklerden etkilenmiştir. Dönemin etkin zümreleri, Abdülaziz’in politikalarını ve reformlarını destekleyen ya da karşı çıkan çizgilerde ayrışmışlardı. Bu siyasi çatışmalar, Abdülaziz’in ölümüyle daha da belirgin hale gelmiş, suikast iddialarını besleyen bir ortam yaratmıştır. Bu bağlamda, Abdülaziz’in ölümü, siyasi bir cinayet olarak da değerlendirilmeye başlanmıştır.
Sonuç olarak, Şeyhülislam’ın fetvası dönemin resmi söylemini yansıtmakla birlikte, Sultan Abdülaziz’in ölümüne dair şüphelerin tamamen ortadan kalkmasını sağlayamamıştır. Fetva, dönemin toplumsal ve dini dinamiklerini yansıtsa da, olayın gerçek mahiyetinin aydınlatılması için daha kapsamlı ve tarafsız bir inceleme gerekmektedir. Dönemin siyasi atmosferi, suikast iddialarını beslemiş ve bu durum, toplumsal algıyı etkilemiştir. Sultan Abdülaziz’in vefatı, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme çabaları ve iç siyasi dinamikleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu olayın doğru bir şekilde anlaşılması, gelecekte benzer durumların yaşanmaması adına büyük önem taşımaktadır. Tarihsel olayların derinlemesine incelenmesi, sadece geçmişin anlaşılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda günümüzdeki siyasi ve sosyal dinamiklerin de daha iyi kavranmasına katkıda bulunur. Sultan Abdülaziz’in ölümü, yalnızca bir siyasi liderin kaybı değil, aynı zamanda bir dönemin sona erişidir. Bu bağlamda, olayın aydınlatılması, hem Osmanlı tarihi hem de genel olarak Türk tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Tarihçiler ve araştırmacılar, bu tür olayları incelerken, dönemin siyasi, sosyal ve dini dinamiklerini göz önünde bulundurarak daha kapsamlı bir anlayış geliştirmelidir.
Yazar: Agah GÜRTÜRK
KAYNAKÇA
1) Karakoç, E., & Durak, G. (2021). The Reign of Sultan Abdulaziz in the American Press. Akademik Bakış, 14(28), 199.
2) Peker, Ş. (2018). Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde Galata bankerlerinin rolü (Yüksek lisans tezi). T.C. Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı.
3) Murat Kacıroğlu, “Arif Oruç’un Abdülaziz Dönemini Anlatan Eseri: Sultan Abdülaziz Nasıl Hal’ Edildi, Nasıl İntihar Etti?”, Karadeniz Araştırmaları, Cilt: 6, Sayı: 24, Kış 2010, s.43 74.
4) Uysal, M. A. (2018). 23 Şubat 1880 tarihli New York Herald gazetesine göre Abdülaziz cinayetine bir bakış. Kesit Akademi Dergisi (The Journal of Kesit Academy), 4(15), 46–59.
5) Batbaş, M. (2019). Delici kesici alet yaralanmasına bağlı ölüm olgularının değerlendirilmesi (Uzmanlık tezi). T.C. Fırat Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı.
6) Yiner, A. (2017). Sultan Abdülaziz’e darbe ve meçhul ölüm. Turkish Studies – International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 12(16)
7) Memduha Aydın, Yunus Hacımusalar , Çiçek Hocaoğlu, İntihar Davranışının Nörobiyolojisi/ Neurobiology of Suicidal Behaviour, DergiPark,2019
8) 1Merve Demiriz; Askeri Darbeler ve Türk Dış Politikası, Basılmamış Y.L. Tezi, Atılım Ü. SBE., Ankara, 2011, s. 1
9) Elliot, H. (1876, February). The death of Abdul Aziz and of Turkish reform. The Nineteenth Century, 276.
10) Derkuş, E., & Özkara, E. (2025). Kesici Delici Alet Yaralanması Olgularının Yaşamsal Tehlike Açısından Değerlendirilmesi. Adli Tıp Bülteni, 30(1), 11-20.
11) T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivi, Y..EE.. / 17 – 42


Yorum bırakın