Orta çağda bir devleti yönetmek oldukça zordur. Hükümdar, devleti yönetirken hem dış ülkeler ile mücadele etmek zorunda kalır, hem de iç isyanlar ile karşı karşıyadır. Timurlular da hükümdarın iç isyanlarla uğraştığı ve bunun sonunda devletin yıkılma sürecine girdiği, nihayetinde de Muhammed Şibani tarafından Timurlu başkenti Herat’ın 1507 yılında ele geçirilmesi ile tarih sahnesinden silinmişlerdir. Timur’un 18 Şubat 1405’te ölümünün ardından çıkan taht kavgaları halefinin kim olacağı sorusu ile başlar. Timur’un en küçük oğlu olan Şahruh bir müddet taht mücadelesi vermiş ve 1409 yılında tahta çıkmıştır. Bu biyografinin konusu olan Mirza Şahruh Bahadır, babası Emir Timur’dan devraldığı ihtişamlı devleti toprak kaybetmiş olsa da bu devlete 38 yıl hükmetmiş ve onun ölümünün ardından devlet iç karışıklıklara düşmüştür.
Şahruh dönemi (1409-1447) siyasi tarihten çok sanatsal ve bilimsel olarak ön plana çıkmaktadır. Şahruh ve oğulları imparatorluğun neredeyse her yerinde sanata ve bilime önem vererek kendilerinden sonrası için önemli bir miras bırakmışlardır.
Bu çalışma bir biyografi olduğu için Şahruh hükümdarlığı döneminde yaşanılan olaylarda bizzat bulunduğu kısımlar anlatılacak olup onun dışında gelişen vakalar ve gelişmelere çok fazla değinilmeyecektir. Çalışmada esas itibariyle Şahruh’un ailesi, doğumu, gençliği, mirzalığı, taht mücadelesi, döneminde yaşanılan ve kendisinin dahil olduğu vaziyetler, ölümü ve şahsiyeti hakkında bilgi verilecektir. Şahruh döneminde çok fazla şey meydana gelmiş olmakla birlikte onun dahil olmadığı hususlar hakkında pek fazla bilgi verilmeyecektir.
Doğumundan Hükümdarlığa Geçen Sürede Şahruh
Şahruh 1377 yılının 20 Ağustos günü Semerkand’da doğmuştur. Babası Emir Timur (1336-1405) olup Timurlu Devleti’nin (1370-1506) kurucusudur. Annesi ise Timur’un 1370 veya 1371 yılında evlenmiş olduğu Tugay Terken Ağa idi. Tugay Terken, Karahitay kabilesine mensup olduğu için Cengiz Han soyundan gelmiyordu ve bu durum oğlunun geleceğini de olumsuz yönde etkileyecekti. Şahruh doğduğu andan itibaren kardeşleri veya yeğenleri gibi avantajlı konumda olmamıştır. Babası başkalarını halef gösterse de Şahruh, annesi Cengiz Han soyundan gelmediği halde tahta çıkmıştır ve Cengiz Han yasalarına çok da itibar etmemiştir. Şahruh’un ilk eşinin kim olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır. Eşleri arasından en bilineni ise çocukları Uluğ Bey ve Baysungur’un annesi olan Gevherşad’dır. Şahruh, Gevherşad ile 1388 yılında evlenmiştir. Gevherşad ise Çağatay asilzadelerinden olup babası Gıyâseddin Tarhan’dır. Şahruh, evlendiğinde 11 yaşında olup çocukluk dönemindedir denilebilir.
Timurlu mirzalarına çocukluk dönemlerinde devlet yönetimini öğrenmeleri için atabeyler verilirdi. Şahruh’un atabeyi ise Emir Alike Kükeltaş olmuştur. Timur, sefere çıktığı vakitlerde Şahruh’u Semerkand’da yönetici olarak bırakmıştır. Şahruh babası Timur’la birlikte çocuk yaşlarda seferlere katılarak tecrübelenmeye başlamıştır. Babasıyla birlikte Horasan ve Mazenderan seferlerine katıldığı gibi 1402 yılında gerçekleşen Ankara Savaşı’nda da orduda yer almıştır.
Şahruh, babası Timur ile 1393 yılında İran seferine katılmıştı. Bu seferde Kala-i Sefîd Muharebesi’nde faydaları dokunmuş ve babası tarafından aynı yılda Semerkant yöneticiliğine tayin edilmiştir. Üç yıl boyunca Semerkand’ı yönetmiştir. 1396-1397 yıllarında Horasan yönetimi Timur’un bir diğer oğlu Miranşah’ın elindeydi. Şahruh, kardeşinden yönetimi devralarak yönetim merkezini Herat yapmıştır. Daha sonra Herat merkezli Horasan hakimi olan Şahruh, babasının 1405’te ölümüne kadar Horasan’ı yönetmiştir. Şahruh, Herat’ı mirzalık döneminde önemli şehirlerden biri haline getirmiş ve devletin başına geçince Herat başkent olacak ve kültür, sanat ve bilimde merkezi hale gelecektir.
Şahruh’a 1408 yılının Nisan ayında bir suikast girişimi olmuştur. Suikastı planlayan Şahruh’un adamlarından olan Cihanmelik’tir. Cihanmelik zaman içerisinde Şahruh’a muhalif olmaya başlamış ve hükümdarı ortadan kaldırmayı düşünmüştür. Yanında bulunan kişilerle görüşen Cihanmelik, Şahruh’un Sistan seferine çıkacağı zamanı uygun görmüş ve harekete geçmeye başlamıştır. Plana göre Şahruh orduyu teftiş ederken Cihanmelik onu kılıçla öldürecekti. Ancak bu planda başarılı olamamışlardır. Konuşulanları işiten Şahruh’un adamlarından olan Tugay Merken’in oğlu Acebşîr, saray görevlilerine haber ulaştırmıştır. Haberi alan Şahruh suikastçılara karşı harekete geçilmesini salık vermiştir. İsyancılar Maveraünnehir’e kaçarken Mahan yolunda yakalanmışlardır. Şahruh suikastçıların öldürülmesi emrini vermiş ve emri yerine getirilmiştir.
Şahruh Bahadır ve Hükümdarlığı (1409-1447)
Şahruh’un Timurlu tahtına ne zaman oturduğu konusunda farklı görüşler mevcuttur. Onun babasının ölümünün ardından (1405) tahta çıktığına kanaat getirenler olduğu gibi , taht mücadeleleri sonucunda karşısında kimse kalmadan babası Timur’un başkenti Semerkand’ı ele geçirip Herat’a döndüğü yılı (1409) baz alanlar da olmuştur. Emir Timur’un ölümünün ardından farklı bölgelerde taht adayları çıkması ve her birinin kendi yönettiği bölgede hükümdar gibi hareket etmeleri de göz önüne alındığında Şahruh’un tüm rakiplerini ortadan kaldırıp müstakil bir hükümdar olduğu 1409 yılı onun hükümdarlığının başladığı yıl olarak görülmesi daha makul olmaktadır.
Timur vefat ettiği zaman devletin çeşitli yerlerinde mirzalar hükümdar olmak istiyordu. Bunlar karşısında en ciddisi Timur’un en büyük oğlu Miranşah’ın oğlu Halil Sultan’dır. Halil Sultan, Semerkand ve Maveraünnehir bölgesine egemen olmuştu. Babası Miranşah ile birleşecek ve Şahruh’u ortadan kaldıracaktır. Ancak Şahruh, baba ve oğlunun planının gerçekleşmesine müsaade etmemiştir. Miranşah, Rey yakınlarında geldiğinde Şahruh, Halil Sultan’ı Semerkand’dan atarak devletin yönetimini tamamen ele almış oldu. Halil Sultan’ı Semerkand’dan gönderdikten sonra yeğenini Rey valisi yapan Şahruh, ona Doğu Anadolu, Ermenistan ve Gürcistan’ı fethetmesi için asker tahsis edeceğini söylese de Halil Sultan siyasi kavgalardan usanmıştı ve amcasının isteğini yerine getirmemiştir. Şahruh, babasının başkenti Semerkand’ı ele geçirdikten sonra karşısında duracak kimse kalmamıştır ve Timurlu Devleti’nin ikinci hükümdarı olmuştur.
Onun ilk icraatı babasının mezarını ziyaret ederek Türk-Moğol geleneklerine göre yapılan mezarların süsleme işine son vermesiydi. Babasının mezarındaki süslemeleri kaldırtan Şahruh burada Kur’an-ı Kerim okutturarak Sünni siyaseti izleyeceğinin sinyallerini vermiş olacaktır. Daha sonra ise Şahruh’un Sünni politikayı daha da ilerletmesi ve özel hayatında da buna itina ile devam etmesi onun nasıl bir hükümdar portresi çizdiğini anlamaya yardımcı olacaktır.

(Şahruh’un oğlu Baysungur albümündeki Uygurca şecerede bulunan resmi)
Şahruh daha sonra Herat’a dönerek burayı Timurlu Devleti’nin başkenti yapmıştır. Şüphesiz ki devletin en parlak dönemini yaşadığı babasının hükümdarlığı zamanında başkent olan Semerkand’ın Şahruh tarafından terk edilmek suretiyle değişmesi daha sonra meydana gelecek olan olayları da tetikleyecektir. Ancak Semerkand tamamen unutulmamıştır. Şahruh, Semerkand ve Maverâünnehir bölgesinin yönetimini en büyük oğlu Uluğ Bey’e 1409 yılında bırakacak ve Semerkand’a giderek oğluyla birlikte bir iki sefere çıkacaktır.
Şahruh’un başkenti Herat’a taşımasının asıl sebebinin ne olduğu belli değildir. Mirzalığı süresince burada kalıp çevreyi iyi bilmesinin düşünülmesinin yanı sıra yukarı da bahsedildiği gibi onun Sünni politikasını Cengiz Han yasalarının önüne geçirmek istemesi şeriatı uygulamayı istemesi de olabilme ihtimalindedir. Herat, ‘‘İslâmın Kubbesi’’ olarak biliniyordu ve Semerkand’da Cengiz Han mirasının hâlâ devam ettiğini ve güçlü bir şekilde uygulandığını bilen Şahruh başkenti Herat’a taşıyarak Sünni politikayı buradan daha iyi yönlendirebileceğini düşünmüştür.
Şahruh tahta çıktığı zaman Timurlu Devleti’nin Doğu Anadolu’daki ve Arap coğrafyasındaki toprakları elden çıkmıştı. Şahruh babası gibi fetih hareketlerinde bulunmak istemediğinden dolayı çıktığı seferlerde genellikle ele geçirdiği bölgeyi kontrol altında tutmayı uygun görmüş ve çevredeki hükümdarlar ile sulh yoluna giderek başkentine geri dönmüştür. Daha sonra ise ele geçirdiği toprakların kaybı ile Şahruh’un hakimiyet bölgesi küçülmeye başlamıştır.
Timur, Ankara Savaşı’nın ardından Osmanlı Padişahı I. Mehmed’in (1413-1421) kardeşi Mustafa Çelebi’yi esir alarak Semerkand’a götürmüştü. Daha sonra Anadolu beylerine devletlerini tekrar vererek hem şehzadeyi elinde tutarak hem de beylerin güçlenmelerini engelleyerek Osmanlı’nın ilerlemesini durdurmak istemişti. Şahruh da babası gibi aynı politikayı izledi. Mustafa Çelebi’yi 1415 yılında Trabzon’a göndermiş ve I. Mehmed ile rekabete girmesini istemiştir. Şahruh bu dönemlerde Karakoyunlular ile uğraşmak zorunda kaldığından dolayı Osmanlı Devleti ve Memluk Devleti ile doğrudan ilgilenememiştir. Şahruh’un Mustafa Çelebi’yi padişah I. Mehmed’in üzerine göndermesinin sebebi de uzaktan da olsa gücünü hissettirmesidir.
Şahruh, Timurlularda hakimiyeti sağlamasına karşın bazı bölgeleri tam olarak kontrol altına alamamıştı. Fars bölgesinde bazı Timurlu mirzaları taşkınlık göstermişlerdi. Şahruh, bu bölgenin kontrol altına alınmasına karar vererek Fars seferine çıkmıştır. Burada bulunan mirzaları mağlup etmiş ve Fars bölgesinin yönetim merkezini Şiraz yaparak yönetimini oğlu İbrahim’e bırakarak Herat’a dönmüştür.
Şahruh, Karakoyunluların Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da güçlenmeleri üzerine Osmanlı ile iletişime geçmiştir. Padişah I. Mehmed’e haber göndererek Karakoyunlu hükümdarı İskender’i (1420-1438) desteklememesi gerektiğini söylemiştir. I. Mehmed de bu olaylara karışmamış ve neticesinde Şahruh, 1420 yılında İskender’in üzerine sefere çıkmıştır.
Şahruh 25 Ağustos 1420 yılında ilk Azerbaycan seferine çıkmıştır. Seferin başlama sebebi ise Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’un (1389-1420) Şahruh’un otoritesini kabul etmeyişidir. Şahruh, Herat’tan yola çıkarak Tebriz’e kadar ilerlemiştir. Kara Yusuf bu esnada ölmüştür. Kara Yusuf’un ölümünün ardından oğlu İskender’e karşı sefere çıkılmış Şahruh sefere iştirak etmiştir. Şahruh, Eleşkirt Ovası’na kadar ilerlemiş ve babası Timur gibi bu sefere filler getirmişti. Karakoyunlular, Şahruh’un ordusunda filleri görünce oldukça şaşırmışlardır. Çünkü atları daha önce fillerle karşılaşmamıştı ve doğal olarak ürkmeye başlamışlardı. Karakoyunlular bu problemi çözmek için dünya savaş tarihinde ilk kez uygulanacak bir şeyi yaptılar. İlk olarak öküz getirttiler. Bu öküzlerin üzerine ağaç dalları ve saman çuvalları koydular ve çamurla etrafını kapladılar. Daha sonra yapmış oldukları bu çamurdan heykelleri file benzeterek üzerine askerler koydular. Kendi atlarının da bu heykellere alışmasını sağlayarak atların Timurlu ordusundaki fillerden çekinmesini engellemek istemişlerdir. Ancak bu strateji işe yaramamıştır. 30 Temmuz 1421’de Eleşkirt Ovası’nda meydana gelen bu savaşı Timurlu birlikleri kazanmışlardır Şahruh, galibiyetten sonra Doğu Anadolu’daki bazı yerleri ele geçirmiş ve beyleri itaate almıştı. Doğuyu kontrol altına aldıktan sonra Ekim 1421’de Herat’a geri dönmüştür. Onun gidişinden sonra ele geçirdiği topraklar tekrardan Karakoyunlulara geçmiştir.
1425 yılı Timurlu Devleti için dönüm noktalarından birisini teşkil etmektedir. Şahruh, Semerkand hakimi olan oğlu Uluğ Bey ile hareket edip devletin doğusunu taciz eden Moğollara karşı sefere çıkmıştır. Baba oğulun bu seferinden sonra Uluğ Bey siyasi işler ile ilgilenmeyi azaltmış ve ilmi alanda çalışmalara yoğunluk vermiştir. Keza Şahruh da Herat’ı aynı şekilde geliştirmeyi amaçlamıştır.
Şahruh bu olaydan birkaç yıl sonra yani 21 Şubat 1427’de Hurufiler tarafından suikaste uğramıştır. Kroniklerde anlatılana göre Şahruh cuma mescidinden çıktıktan sonra din adamı elbisesi giyen Ahmed-i Lur adında birisi hükümdarın karşısında çıkarak ondan istekte bulunmuştur. Şahruh bu kişinin isteğinin öğrenilmesini buyururken Ahmed-i Lur bir anda hükümdarın üzerine atılmış ve bıçağını çıkararak onu karnından bıçaklamıştır. Orada bulunan askerler suikastçıyı öldürmüşlerdir. Daha sonra Şahruh, Zagan Bağı’na gider ve orada tedavi olmuş, bir süre sonra da iyileşmiştir.
Şahruh 10 Nisan 1429’da ikinci Azerbaycan seferine çıkmıştır. Karakoyunlu beyi Kara Yusuf’un ölümünün ardından yerine geçen oğlu İskender, Doğu Anadolu’daki Van, Ahlat gibi şehirleri ele geçirip Tebriz’e kadar ilerleyince Şahruh Herat’tan yola çıkarak İskender’in üzerine ilerler. İki ordu Tebriz yakınlarındaki Selmas ovasında 17 Eylül 1429’da karşı karşıya gelir. Savaşı Şahruh kazanmış ve İskender, Doğu Anadolu’ya çekilmiştir. Şahruh bölgeden çekilince İskender tekrardan kaybettiği yerleri ele geçirmeye başlamıştır.
İskender, Şahruh’un doğudaki problemi olmaya devam etmiştir. Şahruh artık bu sorunu kökten çözmeye karar vererek üçüncü ve son Azerbaycan seferine çıkmıştır. Ancak bu sefer ilk ikisinden farklıdır. Şahruh, 5 Kasım 1434’te Herat’tan hareket etti. Daha sonra İskender’in kardeşi Cihanşah’ı kendi tarafına çekmeyi başarmış ve iki kardeşi birbirine düşürmüştür. İskender, Şahruh’a kaybedip Osmanlı ülkesine sığınmak için harekete geçtiğinde Şahruh, Osmanlı Padişahı II. Murad’a (1431-1444, 1446-1451) elçi gönderip İskender’in kendisine teslim edilmesini istemişti. II. Murad, Şahruh’tan gelen haberler üzerine İskender’i ülkesine kabul etmemiş ve Umur Bey ile Yörgüç Paşa kumandanlığında asker sevk ederek İskender’i ülkeden kovmuştur. Sefere devam eden Şahruh, 1436 yılında mayıs ayında Ucan’a hareket edip Azerbaycan bölgesinin idaresini Cihanşah’a bırakarak Herat’a dönmüştür. Bu onun Doğu Anadolu’ya son gelişi olmuştur. Artık Doğu Anadolu ile ilgilenmeyen Şahruh doğrudan doğruya buradaki olaylara dahil olmayıp dolaylı olarak etkisini göstermiştir. İskender ve Cihanşah arasında iki kardeşin rekabeti İskender’in 1438’deki ölümüyle sona ermiştir. Böylece Şahruh yıllardır kendisini uğraştıran İskender problemini de çözmüştür.
Osmanlı Padişahı I. Mehmed’in 1421’de ölümünün ardından yerine oğlu II. Murad geçmişti. Şahruh, babası Mehmed gibi oğlu Murad’ın üzerinde de bir süre nüfuzunu hissettirmiştir. II. Murad, Avrupa ile ilgilendiğinden ötürü Şahruh’un Doğu Anadolu’ya yaklaşmasını istememişti. Şahruh da bundan istifade ederek II. Murad’a 1435 yılında hilat göndermiştir. Bu, Şahruh’un II. Murad’ı otoritesi altına aldığı anlamına geliyordu ki, Osmanlı padişahı bu hilatı ‘‘sessizce’’ giyinmiş ve Şahruh’un hakimiyetini istemeden de olsa kabul etmek zorunda kalmıştır.
Şahruh’un Osmanlı Devleti ile münasebetleri Fatih olarak da adlandırılan II. Mehmed (1444-1446, 1451-1481) zamanında da devam etmiştir. II. Mehmed ilk hükümdarlığı döneminde (1444-1446), henüz çocuk yaştayken Şahruh’a Macar seferi ile ilgili fetihname göndermiştir. Şahruh bu dönemde Anadolu ile ilgilenmemekle birlikte oldukça yaşlanmıştı ve devlet içerisindeki çatışmalarla daha çok ilgilenmekteydi.
Şahruh’un Son Zamanları ve Ölümü
Şahruh, babası Timur’un yaptığı gibi kendisine bir halef seçmemişti. Çocukları arasında Muhammed Cuki ve Uluğ Bey hayatta kalmışlardı. Kendisi Muhammed Cuki’yi yerine halef olarak istemekle birlikte bu arzusunu açıkça ifade etmemişti. Şahruh, başkenti Herat’ta 1444 yılında hastalandı. Artık kendisinin öleceği düşünülüyordu ve ondan ümit beklenmiyordu. Bu yüzden başta eşi Gevherşad olmak üzere devlet ileri gelenleri hayatta olan Timurlu mirzaların etrafında toplanmaya başladılar. Muhammed Cuki, babasının hastalığından istifade ederek ona karşı saldırıya geçmek istedi, Şahruh o yıl içerisinde iyileşti ancak Muhammed Cuki, bu kararından vazgeçmemiştir. Muhammed Cuki 1444’te aniden ölüverince Şahruh’un hayatta kalan tek oğlu Uluğ Bey’e kesin olarak hükümdar olacağı gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Muhammed Cuki’nin ölümüyle Uluğ Bey rakipsiz bir şekilde tahta çıkmıştır. Bu sırada Şahruh’un oğlu olan Baysungur’un oğlu Mirza Muhammed, dedesinin otoritesini tanımamaya başlamıştı. Şahruh, yaşı 60’ı geçtiği halde İran’a torununun üzerine sefere çıkmıştır. Sefer sırasında hastalanmış ve 1447 yılının 12 Mart Pazar günü Rey şehrinde vefat etmiştir. Mezarı ilk başta eşi Gevherşad medresesinde bulunuyor ise de daha sonra Uluğ Bey, babasının naaşını Semerkand’a naklettirmiştir. Şahruh’un mezarı babası Timur’un mezarının (Gûr-ı Emîr) yanındadır.
Şahruh’un Kişiliği ve Ailesi
Şahruh, babası Timur gibi ‘‘han’’ unvanını kullanmamakla birlikte başka isimlerle anılmıştır. Kendisini Şahruh Bahadır olarak adlandırmasının yanı sıra ona ‘‘hakan-ı said’’, ‘‘bahadır’’ gibi lakaplar verilmiş ve Muizzü’l-Ensâb adlı eserde adı ‘‘Emîrzade Şahruh Bahadır’’ şeklinde ifadeler mevcut olmuştur. Bastırdığı paralarda ise ‘‘sultanü’l-azam’’ unvanını tercih etmiştir.
Şahruh’un siyasi görüşüne bakılacak olursa o, babası Timur veya diğer bazı hükümdarlar gibi Moğol soyundan gelen kukla bir hükümdar bulundurmayı gerek görmemiştir. Timur, Moğol soyundan olmadığı halde bir Moğol prensesi ile evlenerek damat anlamına gelen ‘‘Gürkân’’ unvanını taşıyarak kendi hükümdarlığını meşrulaştırmıştır. Bu şekilde bir evliliği Şahruh’un oğlu Uluğ Bey de gerçekleştirmiştir. Ancak Şahruh, babası ve oğlu gibi davranmayarak Moğol prensesi ile evlenmemiş ve damat unvanını taşımayı uygun bulmamıştır.
Şahruh barış yanlısı bir insan olup babası Timur gibi fatih olmaya çalışmamıştır. Zaten kendi hükümdarlığının başlangıcında babası tarafından ele geçirilen Arap coğrafyası ve Azerbaycan toprakları elden çıkmıştı. Kendisinin üç Azerbaycan seferi olmakla birlikte bu seferler sonunda fetih hareketlerinin gerçekleşmemiştir. Bir süre sonra savaşmaya son veren Şahruh eldeki toprakları korumakla uğraşmış olup başka işlerle meşgul olmuştur. Devletin kuzey bölgesindeki Semerkant ve çevresini oğlu Uluğ Bey’in yönetimine bırakarak siyasetten ilgisini çekmiştir. Daha mütevazi bir hayat istemiştir.
Şahruh dinine bağlı Müslüman bir hükümdar portresi çizer. Koyu bir Sünni olmasına rağmen diğer mezheplere mensup kişilere de baskı uygulamamıştır. Babası ve diğer mirzalarda olmayan dini hassasiyet onda mevcuttu. Şahruh’un bu dindarlığının sebebi bilinmemektedir. Kendisinin herhangi bir şeyhe bağlı olup olmadığı hususunda da bir bilgi bulunamamıştır. Şahruh beş vakit namazını hiç kaçırmadan kılmaya özen gösterdiği gibi yatsı namazlarını da imamla birlikte kılmıştır. Tarihçi Tacü’s-Selmani onun namazlarını eksiksiz yerine getirdiğini kaydetmiştir. Yanında koruması olmadan gezer ve cuma namazı için camiye gittiğinde yanında kimse olmazdı. Hatta 1427 yılında yine cumaya gittiği bir gün Hurufiler tarafından suikaste uğramış ancak bu olaydan sağ çıkmıştır.
Şahruh, dindar olmasının yanı sıra din adamlarına karşı da oldukça hürmetliydi. Sık sık din adamları ile münasebette bulunmuş ve ölmüş zatların türbelerini ziyarete gitmiştir. Sefer veya ava gittiği zamanlarda da yol üzerinde görmüş olduğu din adamlarının mezarlarını ziyaret etmekten geri durmamıştır. O da babası gibi zaman zaman alimler ile sohbet edip dini konular üzerinde tartışmalara dahil olmuş ve bu sohbetleri sevmiştir. Dini alanda kitaplara da düşkün olan Şahruh kütüphanesinde birçok kitap barındırmıştır. Buna örnek olarak Memlûk Sultanı Çakmak, kendisinden beş tane dini kitap talebinde bulunmuştur. Şahruh kendi kütüphanesinden beş kitabın kopyasını çıkartarak bu eserleri Mısır’a göndertmiştir.
Şahruh, şiir ile pek fazla ilgilenmediği halde kendisine ait olan birkaç beyit dışında eserine rastlanamamıştır. Ancak şairler tarafından şiirleri ile övünmektedir. Mesela tasavvufi düşünce ile yazdığı ve kendisinin yazdığını vurguladığı ‘‘Ey zavallı kalp, sen ne kadar çok gam çekiyorsun-neşeli ol, zira Allah kullarına karşı şefkatlidir.’’ beyitleri onun tasavvufi yönünün çok güçlü olduğunu ve bunu da şiirlerine yansıttığını vurgulamaktadır. Yine şiir ile birisine vermiş olduğu cevap da onun bu özelliğini vurgulamaktadır. Babür Şah’tan nakleden Ali Şir Nevaî, Şahruh’a yıldızlarla ilgili bir risale sunan Mimar Kıvameddin’e hükümdar tarafından verilen cevaptaki beyitler ilgi çekmektedir: ‘‘Yerdeki işleri pek güzel yaptın da, gökyüzündekileri mi düzeltmeğe kalktın.’’ Şahruh bu sözleri ile tasavvufî düşüncesini şiire yansıtmıştır.
Dini yönünün ağır basmasının yanında töreye karşı da ayrıca hassas olan Şahruh, kendisi dahil töreye uymayanları affetmemiştir. Torunu Mirza Mesud 1440 yılında Töre’ye aykırı davranmıştı. Şahruh, kim olursa olsun adaletten şaşmayacağını göstererek torunu tutuklatmıştır. Ayrıca 36 yıl boyunca yanında olan ve kendisine vezirlik yapan Emir Firuzşah’ı bir toplantıda Töre’ye uymadığı gerekçesiyle uyarmıştır. Yukarıda söylendiği gibi Şahruh Töre’ye karşı hareket eden kim olursa olsun affetmeden o kişiyi cezalandırmıştır. Şahruh’un cezalandırması sadece dini konu ile ilgili olmayıp başka hususlarda da görülmüştür. Örneğin kendisini 1427 yılında cuma namazında öldürmeye teşebbüs eden Hurufi cemaati üyelerini diri diri yaktırması ve yeğeni Sultan Hüseyin’in kendisine iltica ettiği vakit onu tutuklatıp, öldürtmüş ve vücudunu parçalara ayırarak kafasının içine saman doldurtup Herat’ta gezdirtmiştir. Bu örneklerin içerisinde en ağırı hiç şüphesiz Şahruh’un birkaç seyyidi astırdığı olaydır. Hz. Ali soyundan ve dolayısıyla Hz. Muhammed soyundan gelen seyyidleri öldürmek ne Timur’un ne de Uluğ Bey’in yapmaya cüret edebileceği bir iştir. İşte bu sebeplerden ötürü dini bir kişiliğe sahip olup barış taraftarı olan Şahruh gerektiği zaman babası Timur gibi hatta babasından daha da zalim olmaktadır. Onun barışsever oluşu mülayim bir zat olduğu düşüncesini oluşturmamalıdır.
Şahruh hakkında tarihçi Abdürrezak-ı Semerkandî asrın din müceddidi yorumunda bulunurken bir başka tarihçi İbn Arapşah bu görüşe katılmamaktadır. Ancak İbn Arapşah’ın ailesi öldürülmüş ve memleketinden sürülmüş bir kişi olduğu düşünülürse görüşünün net olarak savunulacağı söylenemez. Ama Şahruh hakkında da din savaşçısı gibi oldukça iddialı bir özellikten de bahsetmek pek mümkün görünmemektedir.
Şahruh gösterişi sevmeyip sade bir hayatı tercih etmiştir. Onun bu tercihinde dini yönünün etkisi olup olmadığı bilinmemektedir. Babası Timur sarayında eğlenceler tertip ettirip şaşaalı gösteriler düzenlerken, Şahruh yaşamı boyunca bu tür eğlencelerden uzak durmuştur. Kendisi bu tür olaylara bulaşmazken etrafındakileri de uyarmıştır. Ancak Şahruh’un babasından ayrıldığı bir husus vardır ki bu oldukça önemlidir. Zira Şahruh bu konuda çok hassas davranıp babasında bile olmayan ihtişama sahip olmuştur. Bu ihtişam onun ordusuna olan düşkünlüğü ve kalabalık olmasına özen gösterişine bağlıdır. Şahruh, 1434 yılındaki üçüncü Azerbaycan seferi sırasında 700.000 askerden oluşan bir orduya sahip olmuştur. Ordusuna önem veren ve ihtiyaçlarını gideren Şahruh savaş kaybetmemiştir denilebilir. Şahruh haram işlere karşı dikkatli davranmıştır. Özellikle şaraba karşı hassastır. Kendisi içmez ve içilmesini de doğru bulmazdı. Adamlarına şarabı buldukları yerde dökmelerini de salık vermiştir. Şaraba çokça karşı olduğuna dair birkaç olay nakledilir. Mirza Cuki ve Alâuddevle’nin şarap içtiği bilinmektedir. Ancak ileri gelenler Timurlu mirzalara söz geçiremediklerinden ötürü bir şey yapamıyorlardı. Durumu hükümdara ilettiler. Şahruh bizzat mirzaların evlerine giderek şarapları görmüş ve döktürmüştür.
Şahruh namazlarını eksiksiz yerine getirmekle birlikte diğer ibadetlerini de itina ile yerine getirmiştir. Her ayın ortasında yani 13,14 ve 15. günlerinde orucunu tutar, her pazartesi, perşembe ve cuma günleri sarayda Kur’ân okutturmuştur. Tefsir, hadis ve fıkıh kitapları da okuduğu bilinmektedir.
Tarihe meraklı olan Şahruh kitapları okumayı sever ve kütüphanesinde biriktirmiştir. Memlûk hükümdarları ile sık sık iletişime geçerek onlardan kitap talep etmiş ve kendisinden istendiği takdirde de istekleri geri çevirmeyerek istenilen kitapları göndermiştir. Mesela 1428 yılında İbn Hacer’in Buharî şerhi ve Makrizî’nin Kitabu’s-Süluk adlı eserlerini sultandan istemesi onun tarih merakının dış ilişkilerine de yansıdığının önemli bir kanıtıdır. Şahruh dini konularda sohbetlerde bulunmasına rağmen tarih ile ilgili de konuşmaktan geri kalmayıp bu konuda bilgisini insanlara aktarmayı da ihmal etmemiştir.
Şahruh döneminde Herat kültürel, sanatsal, dini ve bilimsel olarak çok gelişmiştir. Devletin başkenti olan Herat diğer alanlarda da merkez olma özelliği taşımıştır. Burada çeşitli yapılar inşa edilmiş ve tamirat gerektiren yapılar onarılmıştır. Şahruh başta olmak üzere eşleri, çocukları ve ileri gelen devlet adamları türlü türlü imar faaliyetleri gerçekleştirmişlerdir. Şahruh bu konuya itina göstermiş ve yıkılan yerlerin onarımı ve yeniden inşası için emirler vermiştir. Bu doğrultuda 1410 yılında Merv şehrinin yeniden onarılması istenmiştir. Onun dışında hastane yaptırmak isteyen Şahruh, 1425 yılında Herat’ta bir Dârüşşifa yaptırtmıştır.
Şahruh döneminde kendisi kadar etkili olan eşi Gevherşad da birçok eser yaptırtmıştır. Mimar Kıvâmeddin’e Meşhed şehrinde bir cami yapılmasını emreden Gevherşad, 1418 yılında bu caminin açılışında Şahruh ile bizzat iştirak etmiştir.
Şahruh’un dört eşi vardır. Bu eşleri Gevherşad, Milket, Tutî ve Ak Sultan’dır. Eşlerinden Milket ve Tutî henüz Şahruh hayatta iken vefat etmişlerdir. Bu dört eşinden 15 çocuğu olduğu bilinen Şahruh’un erkek çocukları Uluğ Bey, İbrahim Sultan, Baysungur, Suyurgatmış, Muhammed Cuki, Beg Oğlu, Can Oğlan, Cihanşah ve isminin net olarak tespit edilemediği ancak tahmin edildiği ismiyle bilinen Bardı’dır. Altı kızı ise Meryem Sultan, Kutluk Terken, Kutluk Sultan, Pâyende Sultan, Saadet Sultan ve Turmuş’tur. Çok fazla çocuğa sahip olan Şahruh ne yazık ki hayatta iken çok fazla ölüm görmüştür. Öyle ki çocuklarından Uluğ Bey ve Pâyende Sultan dışında diğerleri daha o hayatta iken ölmüşlerdir. Oğullarından Baysungur 1434, İbrahim Sultan 1435 ve Muhammed Cuki Bahadır da 1444 yılında ölmüşlerdir. Şahruh’un ölümünden kısa bir süre sonra da oğlu Uluğ Bey öldürülecektir. Şahruh’un mezarı Herat’ta olmasına rağmen Uluğ Bey, taht için isyan eden oğlu Abdüllatif ile mücadele etmiş ve Herat’ta bulunan babasının mezarını buradan alarak Semerkant’a babası Timur’un türbesine defnettirmiştir.

(Şahruh’un Semerkand’da kabrinin bulunduğu Gûr-ı Emîr)
SONUÇ
Şahruh Bahadır, Timur’un dört oğlundan en küçüğü ve annesi Cengiz Han soyundan gelmediği halde babasının 1405’teki ölümünün ardından yeğeni başta Halil Sultan, abisi Miranşah ve diğer Timurlu mirzalar ile taht mücadelesine girmiş ve 1409 yılında yeğenini Semerkand’dan atarak Timurlu tahtına oturmuştur. Şahruh, Azerbaycan seferlerine Karakoyunluları durdurmuş ve zayıflatmıştır. Başkenti Herat’a taşıdıktan sonra devleti buradan yöneterek ilmi, bilimsel ve sanatsal anlamda şehri dönemin merkezi haline getirmiştir. Yapmış olduğu imar faaliyetleri ile de Herat ve diğer şehirleri kalkındırmıştır. Kendisi ülke yönetiminde tek başına hakim olsa da eşi Gevherşad, oğulları Uluğ Bey, Baysungur ve Sultan İbrahim; onun dışında vezirleri Emir Alike Kükeltaş ve Emir Firuzşah’la birlikte önemli bir otorite oluşturarak Timurlu devletini idare etmiştir. Şahruh Bahadır dönemi Timurlu Devleti’nin siyasi olarak güçlü olsa da ilmi yönüyle gücünün zirvesine ulaştığı dönemdir. Dolayısıyla Şahruh da bu güçlü dönemin mimarı ve uygulayıcısıdır.
KAYNAKÇA
Aka, İsmail. Mirza Şahruh ve Zamanı (1405-1447). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. 1994.
Aka, İsmail. ‘‘Mirza Şahruh Zamanında (1405-1409) Timurlularda İmar Faaliyetleri’’. Belleten 48/189-190 (Nisan 1984), 285-289.
Aka, İsmail. ‘‘Şâhruh’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 38/293-295. İstanbul: TDV Yayınları, 2020.
Alan, Hayrunnisa-Kemaloğlu, İlyas. Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 4. Basım, 2024.
Barthold, Wilhelm. Uluğ Beg ve Zamanı. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. 1997.
Bostancı, Fatih. ‘‘Timurlu Devleti’nde Mali Denetleme: Emir Timur ve Şahruh Zamanı’’. TÜRKAV Kamu Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi 4/1 (Temmuz 2024), 141-158.
Emecen, Feridun Mustafa. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 6. Basım, 2020.
İbn Arapşah. Bozkırdan Gelen Bela (Acâibu’l Makdûr). çev. D. Ahsen Batur. İstanbul: Selenge Yayınları, 2023.
Keleş, Erol. ‘‘Doğu Anadolu’da Kara Koyunlu-Timurlu Mücadelesi ve Eleşkirt Meydan Muharebesi’’. Vakanüvis-Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi 2 (Kasım 2017), 218-236.
Sümer, Faruk. ‘‘Karakoyunlular’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 24/434-438. İstanbul: TDV Yayınları, 2001.
Şahin, Mustafa. ‘‘Mîrzâ Şahruh’a Karşı Düzenlenen Suikast Girişimleri’’. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 19 (Haziran 2014), 1-15.
Togan, Zeki. ‘‘Büyük Türk Hükümdarı Şahruh’’, Journal of Turkısh Language and Literature, 3/2-3 (Mayıs 2012), 520-538.
Uslu, Recep. ‘‘Gevher Şad’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 14/42-43. İstanbul: TDV Yayınları, 1996.
Usluer, Fatih. ‘‘Olmasa Mektubun. Fazlullah’ın Torununun Şahruh Döneminde Yaşadıkları’’. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi Bahar- Mart 105 (Mart 2023), 1-37
Yüksel, Musa Şamil. ‘‘Şahruh’un Sünni Canlandırma Siyaseti’’. Tarih Okulu Dergisi 2009/V (Aralık 2008), 95-110.
Yüksel, Musa Şamil. Timurlularda Din-Devlet İlişkisi. İzmir: Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2007.
DİJİTAL KAYNAKÇA
Yazar: Berkay Özdemir


Yorum bırakın