Sosyal ve Kültürel Bağlamda Osmanlı Çeşmeleri

By tarih murekkebi

Tarih boyunca su, insanlık için hem maddi hem de manevi bir yaşam kaynağı olmuştur. Yaşam alanlarının belirlenmesinde en önemli faktörlerden biri su kaynakları olmuş, pek çok medeniyet suyun etrafında şekillenmiştir. Sümerler, Mısırlılar ve diğer eski uygarlıklar, su kaynaklarının çevresine şehirlerini kurmuş, suyu kontrol edebilmek için gelişmiş sistemler ve yapılar inşa etmiştir.

Su, yalnızca hayati bir ihtiyaç değil, aynı zamanda kutsal bir unsur olarak da kabul edilmiştir. Neredeyse tüm inanç sistemlerinde su, arınmanın ve saflığın sembolü olmuştur. İslam kültüründe de suyun özel bir yeri vardır; Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in hadislerinde suyun önemi vurgulanmış, temizliğin ve paylaşımın simgesi haline gelmiştir. Hızır’ın Ab-ı Hayat suyunu içerek ölümsüzlüğe ulaştığı inancı da suyun mistik yönünü gözler önüne sermektedir.
Osmanlı Devleti de suya büyük önem vermiş, şehirlerin su ihtiyacını karşılamak için çeşitli su yapıları inşa etmiştir. İstanbul, denizlerle çevrili olmasına rağmen içme suyu sıkıntısı çekmiş ve bu durum su mimarisinin gelişmesini sağlamıştır. Çeşmeler, sebiller, sarnıçlar ve hamamlar sadece su ihtiyacını karşılayan yapılar değil, aynı zamanda Osmanlı’nın estetik ve sosyal yapısının önemli bir parçası olmuştur.

Türk-İslam kültüründe suyun paylaşımı büyük bir hayır işi olarak görülmüş, kamusal alanlara inşa edilen çeşmeler sosyal yardımlaşmanın bir sembolü haline gelmiştir. Osmanlı döneminde inşa edilen bu yapılar, hem işlevselliği hem de sanatsal zenginliği ile dikkat çekmiş, şehirlerin kimliğini şekillendiren unsurlardan biri olmuştur.

İstanbul’un Su Yapıları: Antik Çağdan Osmanlı’ya

Tarih boyunca su, medeniyetlerin şekillenmesinde belirleyici bir unsur olmuştur. Antik çağlardan itibaren suyun temini ve dağıtımı, şehirlerin gelişimi açısından büyük önem taşımıştır. İstanbul da bu bağlamda dikkat çeken şehirlerden biridir. Coğrafi yapısının eğimli olması nedeniyle suyun şehrin merkezlerine ulaştırılması zor olmuş, bu durum çeşitli su yapılarının inşa edilmesini zorunlu kılmıştır.

Antik Yunan’da çeşmeler, su kaynaklarına erişimi sağlamak için inşa edilen önemli yapılardı. Roma İmparatorluğu ise su kemerleri ve gelişmiş su yolları ile su mühendisliği konusunda büyük ilerlemeler kaydetti. Roma döneminde, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için Kağıthane ve Alibey derelerinden su getirilmiş, Valens Kemeri gibi su yapıları inşa edilmiştir. Bizans döneminde de sarnıçlar, suyolları ve kemerler kullanılarak şehirde suyun depolanması ve dağıtımı sağlanmıştır. 

1453’te Osmanlı hakimiyetine giren İstanbul, su ihtiyacının karşılanması için birçok yeni projeye ev sahipliği yapmıştır. Osmanlılar, Roma ve Bizans’tan kalan su yapılarını geliştirerek yeni suyolları, bentler ve çeşmeler inşa etmişlerdir. Özellikle cami, medrese ve sosyal tesislerin yanında inşa edilen çeşmeler, Osmanlı şehircilik anlayışının önemli bir unsuru olmuştur.

Osmanlı toplumunda su, sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, aynı zamanda dini ve sosyal bir değer taşıyan bir unsur olarak görülmüştür. İslam inancında suyun temizliği ve paylaşımı teşvik edilmiştir. Bu nedenle Osmanlı’da çeşmeler, yalnızca içme suyu sağlayan yapılar değil, aynı zamanda hayırseverliğin ve sosyal dayanışmanın simgeleri olmuştur.

İstanbul’un Çeşmeleri ve Estetik Değerleri

Osmanlı döneminde İstanbul’da inşa edilen çeşmeler, hem işlevselliği hem de estetik açıdan dikkat çekici yapılardır. Barok ve klasik Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan bu eserler, kentin tarihi dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır. Günümüzde hala varlığını sürdüren bu çeşmeler, Osmanlı su mimarisinin zarif örnekleri olarak İstanbul’un kültürel mirasına katkıda bulunmaktadır.

İstanbul’un su yapıları, tarih boyunca şehrin ihtiyaçlarına cevap vermekle kalmamış, aynı zamanda kültürel ve sanatsal açıdan da önemli bir miras bırakmıştır. Osmanlı’nın suya verdiği önem, bugün hala ayakta duran çeşmeler ve su yapıları ile bizlere ulaşmaktadır.

İstanbul, Türklerin fetihlerinden sonra hızla gelişen nüfusla birlikte su temini açısından önemli bir sorunla karşı karşıya kalmıştır. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren, Roma ve Bizans dönemlerinden kalan su yapıları yeniden kullanıma sokulmuş, bu yapılar onarılıp modernize edilmiştir. Osmanlı, kendisinden önceki uygarlıkların mirasına saygı göstererek bu yapıları işler halde tutmuştur.

Fatih Sultan Mehmet’ten sonraki padişahlar ve sadrazamlar da İstanbul’un su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yeni suyolları inşa etmiştir. Kazım Çeçen, II. Beyazıd döneminde yapılan Beyazıd Suyolları’na ve Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan su tesislerine değinmiştir. Ancak, bu tesislerin artan nüfusu karşılayamadığı ve İstanbul’un su sorununa gerçek çözümün Kanuni Sultan Süleyman döneminde bulunduğu ifade edilmiştir. Bu dönemde su nazırlığının kurulması da önemli bir gelişmeydi. Çeçen’in araştırmalarına göre, Osmanlı döneminde su temini için yapılan hatlar şu şekilde sıralanabilir:

Halkalı Suları (1453-1755)

İstanbul’un batısındaki Halkalı köyünden ve Cebeciköy çevresinden su taşıyan bu suyolları, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için önemli bir kaynak olmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde başlayan bu tesisler, kurşun borularla suyun şehre taşınmasını sağlamıştır. Bugüne kadar varlığını sürdüren Halkalı suları, Bizans’tan kalan Mazul ve Valens kemerleri ile Osmanlı dönemi Kara Kemer ve Ali Paşa kemerlerini içermektedir.

Kırkçeşme Suları (1554-1563)

Mimar Sinan tarafından tasarlanan Kırkçeşme, Belgrad Ormanları’ndan su temin edilerek İstanbul’a getirilen en büyük su tesislerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen bu tesis, Kağıthane ve Ayvad derelerinden su toplayarak, sur içi bölgelerine dağıtılmasını sağlamıştır. Bu dönemde su tesisleri hızla genişlemiş ve İstanbul’un su ihtiyacını karşılamada temel rol oynamıştır.

Taksim Suları (1730-1839)

Taksim, başlangıçta küçük bir yerleşim yeri iken, zamanla artan nüfus nedeniyle su ihtiyacı doğmuştur. III. Ahmed döneminde Galata ve Beyoğlu’na su getirebilmek için tesisler inşa edilmiştir. Bu su tesisleri, yeraltı galerileriyle suyu Taksim’e taşımaktadır.

Üsküdar Suları (1547-1874)

Osmanlı döneminde Üsküdar’a 35 su isale hattı yapılmış, özellikle Mihrimah Sultan ve Nurbanu Valide Sultan’ın yaptırdığı önemli su yolları dikkat çekmektedir. Üsküdar, su temini için çeşitli kaynaklardan yararlanarak, İstanbul’un bu bölgesinin su ihtiyacını karşılamıştır.

Bentler (Barajlar)

Osmanlı’da suyu depolamak için inşa edilen bentler, yağmur ve kaynak sularını saklamak amacıyla yapılmıştır. Bu yapılar, suyun yönlendirilmesi ve depolanması için taş ve tuğladan inşa edilmiş duvarlardan oluşur.

Suyolları

Roma ve Bizans dönemlerinden itibaren inşa edilen suyolları, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla dışarıdan su getirilmiştir. Osmanlı dönemiyle birlikte, bu suyolları genişletilmiş ve altı ana su hattı oluşturulmuştur: Halkalı, Kırkçeşme, Üsküdar, Taksim, Hamidiye ve Terkos.

Kuyular, Hamamlar ve Diğer Yapılar

Kuyular, suyun kaynağını bulmak için yapılan yeraltı yapılarıdır. Hamamlar ise, suyun kullanımı açısından önemli sosyal yapılar olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, suyun taşınması ve yönetilmesinde kullanılan kanat, baca ve kariz gibi unsurlar da su mimarisinin önemli parçalarıdır.

Bu yapılar, Osmanlı İstanbul’unun su altyapısının gelişiminde büyük rol oynamış ve kentin yaşamını kolaylaştırmıştır.

Sebil: Sebiller, özellikle İstanbul’da, Osmanlı döneminde yaygın olarak inşa edilen hayır kurumlarıdır. Bu yapılar, yolda geçenlere su ya da şerbet dağıtmak amacıyla yapılmış olup, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından mimari sanat eserlerine dönüştürülmüştür. Sebillerde genellikle süslemeler ve estetik detaylar öne çıkar. Ayrıca, üst katlarında sıbyan mektepleri bulunur. III. Ahmed Meydan Çeşmesi, sebil mimarisinin güzel örneklerinden biridir.

Şadırvan: Şadırvanlar, özellikle camilerde ve diğer dini yapılarla birlikte bulunan su yapılarıdır. Musluklarla çevrelenmiş bir havuzun ortasında suyun aktığı, abdest almak için kullanılan yapılar olarak tanımlanabilir. Fakat yalnızca camilerde değil, aynı zamanda hanlarda ve medreselerde de bulunabilirler.

Ayazmalar: Ayazmalar, suyu şifalı kabul edilen kutsal su kaynaklarıdır. Osmanlı döneminde sayıları artmış ve İstanbul’da 150’ye yakın ayazma bulunmuştur. Bu yapılar genellikle dini inançla ilişkilendirilmiş ve hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar tarafından ziyaret edilmiştir.

Maksem: Maksemler, şehirlere gelen suyun çeşitli yerlere dağıtılmasını sağlayan ve suyun kollara ayrılmasını sağlayan yapılar olarak tanımlanır. Romalılar dönemine dayanan bu yapılar, suyun kirlenmeden ve doğru şekilde dağılmasını sağlamaktadır.

Çeşme: Osmanlı’da çeşmeler, halkın su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiştir. Çeşmelerin tarihsel kökeni Antik Yunan’a dayanır. İstanbul gibi şehirlerde, çeşmeler yalnızca su sağlamaz, aynı zamanda mimari ve sanatsal birer öğe olarak da önemli bir yer tutar. Lale Devri’nde çeşme mimarisi, Batı etkileriyle değişerek daha süslü hale gelmiştir.

ÇEŞME’NİN KISIMLARI

Çeşmelerin mimari yapısı, dönemlerine göre farklılıklar gösterse de ana hatlarıyla belirli kısımlardan oluşur:

  • Niş: Duvar içine yerleştirilen oyuklardır. Roma döneminden itibaren kullanılan bu öğe, Gotik ve Rönesans dönemlerinde de yerini bulmuştur.
  • Hazne: Suyun tutulduğu alandır.
  • Saçak: Su içenleri doğal etmenlerden koruyan dışa taşan kısımdır, genellikle ahşap, taş veya metal malzeme kullanılır.
  • Ayna Taşı: Musluğun bağlandığı, genellikle mermerden yapılan levhadır.
  • Lüle: Suyun aktığı boru olup, aynı zamanda Osmanlı döneminde kullanılan su ölçü birimidir.
  • Tekne: Musluktan akan suyun toplandığı yerdir.
  • Masura: Akarsu dağıtımında kullanılan ölçü birimidir.
  • Kitabe: Çeşmeyi yaptıran kişi ve çeşmenin tarihi hakkında bilgi veren yazıtlardır.
  • Dinlenme Sekisi: Çeşmenin her iki yanında bulunan, su içmek ya da dinlenmek için kullanılan yatay düzlemdir.
  • Tas Yuvası/Bardaklık: Çeşme nişinin içinde veya ayna taşının yanında su içmek için konan maşrapa veya tasların yeridir.
  • Padişah Tuğrası: Osmanlı döneminde padişahların tuğraları da çeşmelerde yer alır.

KONUMLARINA GÖRE ÇEŞMELER

Çeşmelerin bulunduğu yere veya kullanım amacına göre çeşitli sınıflandırmalar yapılır:

  • Şehir İçi ve Şehir Dışı Çeşmeler: Şehir içindeki çeşmeler bazen tek cepheli, bazen de çok cepheli olabilmektedir. Şehir dışı çeşmeler ise genellikle yolcular ve hayvanların su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilir.
  • Cephe/Duvar Çeşmeleri: Duvara bitişik olarak inşa edilen ve genellikle tek cepheli olan çeşmelerdir.
  • Meydan Çeşmeleri: Şehir meydanlarının ortasına inşa edilen, anıtsal özellik taşıyan çeşmelerdir. III. Ahmed’in yaptırdığı meydan çeşmesi en bilinen örnektir.
  • Sütun Çeşmeleri: 18. yüzyılda, suyun doğrudan akıtıldığı sütun biçimindeki çeşmelerdir.
  • Namazgahlı Çeşmeler: Namazgah ile birlikte inşa edilen, düz üstlü çeşmelerdir.
  • Oda Çeşmeleri: Saraylar, köşkler ve konutlar gibi iç mekanlarda bulunan küçük çeşmelerdir.
  • Menzil Çeşmeleri: Şehirlerarası yollarda, kervan yollarında yer alan çeşmelerdir.
  • Şadırvan Çeşmeleri: Su akıtan taş direk ya da sütun şeklindeki yapılar olup, abdest alınan şadırvanlardan farklıdır.

ÇEŞMELERDEKİ ÜSLUP ÖZELLİKLERİ

Osmanlı İmparatorluğu, çeşmeleriyle sadece su temini sağlamamış, aynı zamanda mimari gelişmeleri de kaydetmiş ve sanat üslubunun evrimini yansıtmıştır. Çeşmeler, dönemin kültürünü, hayırseverliği ve toplumsal değerleri simgelerken aynı zamanda dönemin estetik anlayışına da ışık tutmuştur. Özellikle 18. yüzyılda, estetik kaygıların ön plana çıktığı ve anıtsal değer taşıyan çeşmeler inşa edilmiştir. Bu dönemde çeşme cepheleri yoğun bir şekilde tezyinatla süslenmiştir. Batı’dan gelen barok üslubunun etkisiyle, Osmanlı’nın geleneksel mimari üslubu birleşerek yeni bir tarz yaratmıştır. Bu süreçte, sivri kemerlerin yerini yuvarlak kemerler almış; önceki dönemlerde görülmeyen, kabartmalı kıvrımlar ve iç içe kemerlerle daha hareketli ve iddialı yapılar ortaya çıkmıştır.

Lale Devri‘nde, zarif süslemeler ve mermer kaplamalar ön planda olmuştur. Çeşmelerde kullanılan kemerler, ince işçilikle zenginleştirilmiştir. Ancak barok üslubu ile Osmanlı geleneksel üslubunun birleşimi tam anlamıyla bir dönüm noktası oluşturmuş ve geleneksel yapıların inşası devam etmiştir. 18.yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle kamu çeşmelerinde, Osmanlı süsleme üslubunun belirgin özelliği olarak doğal temalar öne çıkmıştır. Bu dönemdeki süslemelerde servi ağaçlarıvazoda bulunan çiçekler ve sepetlerdeki meyve motifleri gibi doğal natürmort unsurlar dikkat çekmektedir. 

III. Ahmed dönemi, Batı etkilerinin yanı sıra İran etkilerini de barındıran bir dönemdir. İran’ın edebiyat ve sanat anlayışının etkisiyle, süslemeler daha zengin ve karmaşık hale gelmiş, sadelikten uzaklaşılmıştır. Hindistan ve İran sanatlarının bu dönemdeki etkisi, daha ayrıntılı ve gösterişli süslemelere yol açmıştır.

ÇEŞMELERİN SOSYAL ÖNEMİ

Çeşmeler, Osmanlı İmparatorluğu’nda yalnızca su temini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal yaşamın önemli bir parçası haline gelmiştir. Bu yapılar, dönemin sosyal dokusunu ve kültürel yapısını anlamak açısından büyük bir öneme sahiptir. Çeşmelerin sosyal anlamı, hem pratik işlevlerinden hem de hayır amaçlı yapılışlarından kaynaklanmaktadır.

1. Sosyal İhtiyaçlar ve Hayır Kurumları

Çeşmeler, halkın su ihtiyacını karşılamakla birlikte, aynı zamanda hayır amaçlı inşa edilen yapılar olarak da önemli bir rol oynamıştır. Osmanlı toplumunda hayır yapmak, dini ve toplumsal bir sorumluluk olarak kabul edilirdi. Bu bağlamda çeşmeler, hem su temini sağlamak hem de toplumdaki yardımlaşma kültürünü pekiştirmek amacıyla yaptırılmıştır. Sultanlar ve zenginler, toplumsal refahı artırmak için çeşmeler inşa ettirerek halk arasında dua ve hayır kazanmayı amaçlamışlardır.

2. Sosyal İletişim ve Birlikteliği Sağlayan Mekanlar

Çeşmeler, Osmanlı şehirlerinde sosyal etkileşimin yoğun olduğu mekanlar olmuştur. Özellikle mahalle çeşmeleri, insanların bir araya gelip sohbet ettiği, dertleştiği, haberleştiği alanlar olarak işlev görmüştür. Bu yapılar, bireylerin birbirleriyle etkileşim kurduğu, sosyal bağların güçlendiği, toplumun sosyal dayanışma içinde olduğu önemli alanlardır. Çeşmelerin çevresinde insanlar bir araya gelir, dinlenir ve su içerken sosyal ilişkiler kurarlardı.

3. Toplumsal Sınıf ve İktidarın Göstergesi

Osmanlı İmparatorluğu’nda çeşme inşası, aynı zamanda iktidar ve prestij göstergesi olmuştur. Padişahlar ve zengin sınıflar, büyük ve gösterişli çeşmeler inşa ettirerek güçlerini ve ihtişamlarını sergilemişlerdir. Özellikle III. Ahmed döneminde olduğu gibi, büyük meydan çeşmeleri ve görkemli yapılar, devletin kudretini ve yönetici sınıfın halk üzerindeki etkisini simgeleyen semboller olarak kullanılmıştır. Bu çeşmeler, aynı zamanda devletin halkla olan ilişkisini ve halkın yönetimle olan bağlantısını güçlendiren yapılar olmuştur.

4. Dini ve Kültürel Anlamlar

Çeşmelerin bazıları, özellikle cami avlularında, ibadet eden halk için abdest almak amacıyla yapılmış olup, dini bir işlev de taşımaktadır. Bununla birlikte, çeşmelerdeki kitabeler, tarihsel ve kültürel bilgilere yer vererek dönemin ruhunu yansıtmaktadır. Su, Osmanlı kültüründe hayati bir öneme sahip olduğundan, çeşmeler sadece fiziksel değil, aynı zamanda manevi bir öğe olarak da değer taşımıştır. Bu yapılar, insanları manevi olarak bir araya getiren, toplumun dinî inançlarını yansıtan mekânlar olmuştur.

5. Şehirleşme ve Kamu Hizmetleri

Çeşmeler, şehirlerin düzeni ve kamusal yaşamı için önemli bir role sahiptir. Osmanlı şehirlerinde, çeşmeler genellikle meydanlar, cami avluları, pazar yerleri gibi merkezi noktalarda yer almış ve bu yapılar sayesinde şehirdeki su temini sağlanmıştır. Kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde, halkın temel ihtiyaçlarından biri olan suyun temini, devletin halkına sunduğu hizmet olarak görülmüştür.

Sonuç olarak, Osmanlı çeşmeleri yalnızca su temini sağlayan yapılar değil, aynı zamanda toplumun sosyal, kültürel, dini ve ekonomik yapısını yansıtan önemli sosyo-kültürel unsurlardır. Bu yapılar, halkın günlük yaşamının bir parçası olmanın ötesinde, toplumsal dayanışmayı, kültürel etkileşimi ve dini bağlılıkları pekiştiren önemli merkezler olmuştur.

KAYNAKÇA

Aynur, Hatice ve Hakan T. Karateke, „‟III. Ahmed Devri İstanbul Çeşmeleri’’, İstanbul: İBB Kültür İşleri Dairesi Başkanlığı, 1995.

Antmen, A. (2009). „‟Geleneksel Mimari Ögeden Çağdaş Sanat Enstalasyonu’na: Bir Nişin Kullanım Biçimleri’’ . Akdeniz Sanat , 2 (3)

ASKİ-SUKADER, Su ve Yaşam, ASKİ Yayınları, Ankara, 2012, s.8.

ALTINAY, R., A., Lale Devri, İstanbul, 1932.

AYNUR, H., “18. Yüzyıl İstanbul Çeşmeleri”, 18. Yüzyılda Osmanlı Kültür Ortamı Sempozyum Bildirileri (20-21 Mart 1997), İstanbul, 1997, s.33-42

AYTAÇOĞLU, L., Z., İstanbul Lale Devri (1703-1730) Mimari Bezemesi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji ve Sanat Tarihi, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Ankara, 1993.

AYTÖRE, A., “Türklerde Su Mimarisi”, Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi Tebliğleri, Ankara, 1969, s.62-63.

Çeçen, Kazım, „‟İstanbul’un Osmanlı Dönemi Suyolları‟‟, İstanbul, 2000.

Çetintaş, Selahattin, „‟Türk’lerde Su, Çeşme, Sebil, Güzel Sanatlar‟‟,1944.

ÇEÇEN, K., İstanbul’da Osmanlı Devrinde Su Tesisleri, İstanbul, 1979, s.2-3.

Çeçen, K., İstanbul’un Osmanlı Dönemi Su Yolları, İSKİ, İstanbul, 1999, s. 121.

Çeçen,K., “Kırkçeşme Suları”, TDV İslam Ansiklopedisi, C:XXV, Ankara, 2002, s. 476.

ÇEÇEN, K., Üsküdar Suları, İstanbul, 1991.

‟Çeşmeler ve Sebiller‟‟, Geçmişten Günümüze Beyoğlu,, cilt: 1.,İstanbul, İBB ve Taç Vakfı, 2004.

Doğan Hasol, Mimarlık Kavramları Sözlüğü, İstanbul, 1998.

Demirağ, Dilaver “Su Medeniyeti”, Z Kültür, Sanat, Şehir Mevsimlik Tematik Dergi, İstanbul, Güz 2017/2, s. 103.

Egemen, Affan, „‟İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri’’, İstanbul: Arıtan Yayınevi, 1993.

Eyice, Semavi, „‟Çeşme‟‟, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 8, Ankara,1993.

EYİCE, S., “Ahmed III Çeşmesi”, İslam Ansiklopedisi, C.II., İstanbul, 1992, s.38-39

Enver Tokay, İstanbul Şadırvanları, Yayın Evi Yok, İstanbul 1951, s. 15-16.

Eyice, S. “Ayazma”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt: 4, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul (1994).

Engin Özdeniz, İstanbul’daki Kaptan-ı Derya Çeşmeleri ve Sebilleri, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, İstanbul, 1995, s. 50.

Filiz Karakuş, “İstanbul’daki Osmanlı Dönemi Tarihi Su Sistemlerinin İncelenmesi”, Türk Hidrolik Dergisi, C:III, No:1, Ankara, 2019, s. 20.

Fazilet Koçyiğit, “Bir Güç Temsili Olarak Tanzimat Dönemi Çeşmeleri”, Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi, C:V, No:12, Temmuz 2018, s. 82.

GALİP, ATA, „‟İstanbul Su Vakıfları‟‟ Sıhhiye Mecmuası, sayı:16, 98-99.

HAMADEH, Shirine, Şehr-i Sefa 18. Yüzyılda İstanbul, İstanbul, 2010.

İSKİ, „‟İstanbul Tarihi Çeşmeler Külliyatı‟‟, Cilt I.

‘’İstanbul’da Suyun Serüveni’’, İBB İSKİ, İstanbul.

İbrahim Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi, cilt II., sayfa 32-33.

Kara Pilehvarian, Nuran, „‟Osmanlı Çeşme Mimarisi‟‟, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 12, Ankara, 2002.

Koçyiğit, Fazilet, „‟Lale Devri Çeşmelerinin Karakteristik Özellikleri‟‟, Adıyaman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:16, 2014.

Köse, Nilay ve Mesut Meyveci, „‟İstanbul’un 100 Hanım Çeşmesi‟‟ İBB Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul‟un Yüzleri Serisi, İstanbul, 2017.

Konyalı, İbrahim Hakkı, Abideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi, I-II, İstanbul, 1976.

Kumbaracılar, İzzet, „‟İstanbul Sebilleri‟‟, Devlet Basımevi, İstanbul, 1938.

Koçu,Reşat Ekrem, İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat Kollektif Şirketi.

KARAHASANOĞLU, S., “Osmanlı Tarih Yazımında Lale Devri: Eleştirel Bir Değerlendirme”, Tarih ve Toplum: Yeni Yaklaşımlar, S:7, 2008, s.129-144.

Metin Sözen, Uğur Tanyeli, Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2007.

Muzaffer Özgüleş, “Gülnuş Emetullah Sultan’ın İmar Faaliyetleri”, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora tezi, İstanbul, 2013, s. 272.

Nuran Kara Pilehvarian, Nur Urfalıoğlu, Lütfi Yazıcıoğlu, ”Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler”, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 2000, s. 29.

Nirven, Saadi Nazım, ”İstanbul Suları”, İstanbul, 1946.

Ödekan, Ayla, ‟İstanbul Çeşmeleri‟‟, Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul, Ed. Filiz Özdem, Cilt:1, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Önge, Yılmaz, ‟Türk Su Mimarisinde Suluk Adını Verdiğimiz Çeşmeler‟‟, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Konya, 1981.

Özel, Ahmet Murat, ‟Su Medeniyeti ve Çeşmeler : The Culture of Water and Fountains‟‟ İSKİ Yayınları, İstanbul, 2009.

ÖZCAN,ABDÜLKADİR, ‟Lale Devri‟‟,Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV yayınları.

ÖDEKAN, A.,“Çeşmeler”, İstanbul Ansiklopedisi, C.II., İstanbul, 1994, s.488-491.

Sarıdikmen, Gül, ‟İstanbul’un 100 Çeşme ve Sebili‟‟ İBB Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul‟un Yüzleri Serisi, İstanbul, 2013.

Selçuk Alkan, ”Osmanlı’nın İstanbul Projeleri”, Az Yayıncılık, İstanbul,2014, s.51.

Soner Şahin, “Üsküdar’da III. Ahmed Dönemine Ait Dört Çeşme ve Osmanlı Mimarisinde Nadir Görülen Bir Kemer Tipi Üzerine”, Ed. Süleyman Faruk Göncüoğlu, Uluslararası Üsküdar Sempozyumu VII, 2-4 Kasım 2012, 1352‟den Bugüne Şehir, C: I, Üsküdar Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, İstanbul, 2014, s. 680.

Taymaz, Beyza, ”Osmanlı Dönemi İstanbul Sebil ve Çelme Kitabelerinin Biçim ve İçerik Açısındann Değerlendirilmesi”, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, İstanbul, 2022.

Tanışık, İbrahim Hilmi, ‟İstanbul Çeşmeleri II- İstanbul Ciheti’’, İstanbul, Maarif Vekilliği Antikite ve Müzeler Müdürlüğü, 1943.

TABAKOĞLU, AHMET, ‟Osmanlı Dönemi İstanbul Su Tarihi‟‟, Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları,İstanbul,2017.

Yalçın Arısoy, ‟5. Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri Su Yapıları‟‟, Dünya Su Formu Bölgesel Hazırlık Süreci Türkiye Bölgesel Su Toplantıları Tarihi Su Yapıları Konferansı 26-27 Haziran, Ankara, 2008, s.63.

Yılmaz, Önge, ”Türk Mimarisinde Selçuklu ve Osmanlı Döneminde Su Yapıları”, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1997,s.22.


Not: Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur.

Yorum bırakın