Celay-i Vatan: Osmanlı’daki Büyük Kaçgun Süreci

By tarih murekkebi

 XVI. yüzyılın sonu ve XVII. yüzyılın başında meydana gelen ve topyekûn geniş halk kitlelerin sosyal ve siyasi sebeplerden ötürü yer değiştirmesine denilen Celay-i Vatan, yani “Büyük kaçgun” Osmanlı İmparatorluğu içerisinde “mini” bir kavimler göçü etkisi yaratmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş stratejisine pek de uymayan uzun yıllar yapılan savaşlar, birtakım sorunlara sebep açmıştı. 1578-1590 yıllarında Osmanlı ve Safeviler arasında büyük bir savaş patlak vermiş, Azerbaycan civarının Osmanlı mülkü haline gelmesine rağmen bu savaşın iktisadi ve sosyal etkileri baş göstermeye başlamıştı. Uzun yıllar boyunca yapılan yıpratıcı mücadelede yağmalar, tahribatlar ve savaşın seyrinin pek uzun olmasından ötürü iktisadi sorunlar, Anadolu’daki halkı pek kötü etkilemişti. Ayrıca 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yer yer baş gösteren kıtlıklar, tarım yapan çiftçileri ve hayvan sürülerine sahip insanları zora sokmuştu. Ekinini kaldıramayan köylüler vergileri verememiş, vergisini isteyen Tımar ve Zeamet sahipleri bu çiftçilere daha da baskı yaparak, büyük bir sosyal hareketi doğurtacaktı. Bununla beraber bilhassa yine 16. yüzyılın ikinci yarısında medreselere yığılan talebeler, yani sufteler, herhangi bir medreseye atanamadıkları için isyana meyilli hale gelmeleriyle tehlikeli bir hareketin önemli bir etkeni haline geldiler. 

Büyük Kaçgun’a sebep olan bir diğer etmen ise yine uzun bir savaş süreci olan, 1593-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşları idi. Avusturya ordularında bulunan “tüfenkli” piyade çokluğu, Osmanlı’yı da buna zorluyor ve piyade sayısının arttırılmasını zaruri kılıyordu. Bu sadece Avrupa Devletleri’nde değil, Osmanlı’da da görülen Askeri Devrim sürecinin başladığını gösteriyordu. Nitekim artık ateşli silahlarla bezenmiş piyadeler, savaş sahasında en etkili rolü oynuyordu. Bu sebeple Osmanlılar, uzun savaşlarda piyade kıtlığını gidermek için Anadolu topraklarından işsiz gençleri Sekban-Sarıca olarak topluyor ve yevmiye vererek savaşlarda kullanıyordu. Bu sekbanlar, bir sekbanbaşı aracılığıyla toplanıyor ve merkezi orduya teslim ediliyordu. Daha sonra görüleceği gibi Celali asilerin liderleri çoğu zaman bu sekbanbaşları olacaktı. Ancak bu sekbanların savaşta işe yararlılığından çok savaşların sona ermesiyle birlikte köylerine döndüğünde zararları görülecekti. Bu işsiz kitleler, çeteler haline gelerek köyleri ve insanları soymaya başladılar.

 Avrupalı muadilleri gibi itikat bağında itaat gören Osmanlılar, Şii Safeviler ile süren uzun savaşta, Sünni inanç baskısını arttırmışlardı. Bu da Toroslar’dan Tokat’a kadarki olan coğrafyadaki Türkmenlerin huzursuz hale gelmelerine sebebiyet vermişti. Bu bölgede yaşayan Türkmen topluluğunun pek kısmı Alevi olmakla beraber, Şii halifelerin çıkarttığı karışıklıklardan etkilenip, Safevi yanlısı olabilen insanlardı. İlk olarak bu tepkiler, Yavuz Sultan Selim (1512-1520) döneminde meydana gelmişti. 16. yüzyılın başında Azerbaycan’da ortaya çıkan Erdebil şeyhlerinin halefi İsmail, şeyhlikten şahlığa doğru bir adım atacak ve Tebriz’i ele geçirip Şii inançlı bir devlet kuracaktı. İran’dan Anadolu’nun içlerine kadar yayılan bu devlet, Türkmenlerin oluşturduğu siyasal bir yapı idi. Şahları İsmail’e neredeyse kutsal olarak bakıyorlar ve onun arkasında saf tutuyorlar. Safevi yanlısı halifeler Anadolu’da propaganda faaliyetlerine girişiyor ve Safeviler, merkeziyetçi imparatorluk tasavvurunda bulunan Osmanlılara çok daha iyi bir alternatif oluyorlardı. Bu propaganda faaliyetlerinin en uç noktası, 1511’de meydana gelen Şahkulu İsyanı’dır. Osmanlılar bu durumun ciddiyetini anlamış, daha sert önlemler almaya başlamış ve imparatorluğun hüviyeti daha Sünni bir kimliğe yaklaşmıştır. 

İleride Celali İsyanları olarak tarihe geçecek bu sosyal hareketler, tarihçi Mustafa Akdağ’ın dediği gibi “Türk halkının dirlik ve düzenlik kavgası” olacaktı. 

Saray rejimi de uzun soluklu savaşlardan galip çıkabilmek adına varını yoğunu seferber ediyordu. 1578-1590 Osmanlı-Safevi Savaşları, 1595-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşları, Osmanlı İmparatorluğu’nu zora sokmuş, iktisadi açıdan önemli bir yara almıştı. Bilahare bunun için vergiler arttırılmış, akçenin değeri azalmaya, başkentte olduğu gibi fiyatların da kat kat artmaya başladığı görülecekti. 16. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’daki kolonilerinden devasa miktarda gümüş getiren İspanyollar, Akdeniz ekonomisine büyük bir darbe vurmuş ve büyük bir enflasyona sebep olmuşlardı.

Celali İsyanları’na adını veren ilk kişi, 1519’da isyana kalkışan Bozoklu Celal isimli bir asi idi. Bundan böyle baş kaldıran toplu bir insan kütlesine Celali denmeye başlandı. Kanuni Sultan Süleyman devrinin sonlarında asayişi sağlamak için Anadolu’nun dört bir yanına Kapıkulu askerleri yollandı. Bu kapıkulu askerleri pek çok defa tımar sahiplerinin yerini işgal ediyor, bu durum da Tımar sahiplerinin tepkisine yol açıyordu. Taşra ile Kapıkulu arasındaki mücadelenin başlangıç izleri görülmeye başlanıyordu.  Nitekim 16. yüzyılın ikinci yarısından sonra Akdeniz dünyasında görülen büyük nüfus artışı, işsizliği tetiklediği gibi tarımı da etkilemişti. Anadolu’da tarım yapılacak arazinin az, insan sayısının fazla olması büyük bir tehlike idi. Bu işsiz kütleler inşaatlarda, kale ve yol yapımında, denizde levent olarak görev alabiliyorlardı. Ancak işleri sona erdiğinde köylerine dönüyorlar ve çeteler halinde soygunlara başlıyorlardı. Yakan da, yakınan da Anadolu halkı idi. 

Karayazıcı Abdülhalim, 1596 yılında ilk büyük Celali İsyanı’nı başlatmıştı. Kendisi de eskiden Sekbanbaşı olmuş ve Malatya civarında isyan bayrağını çekmiştir. Tımar ve Zeamet sahibi bazı kimselerin yoklamalardan kaçarak onun yanına girmesiyle, Karayazıcı güçlenmiş ve hükümdarlığını ilan etmiştir. Sokulluzâde Hasan Paşa’nın harekete geçmesiyle birlikte Karayazıcı bastırılmış, ancak yanındaki asiler onun kardeşi Deli Hasan’ın yanına giderek isyana ve kargaşaya devam etmişlerdi. Bu esnada 1595-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşı devam etmekte olduğu için, bu isyanlar Osmanlı’yı çok müşkül duruma düşürmüştü. Merkezi hükümet yeterince müdahale edemediği için Deli Hasan Kütahya’yı istila ederek Afyonkarahisar’ın üstüne yürüdü. Savaşın kritik noktasındaki bu durumu tatlıya bağlamak isteyen merkezi hükümet, onu Bosna Beylerbeyliği’ne getirdi. Bu durum kısa vadede çözüm olsa da, uzun vadede isyanı teşvik eden bir niteliği vardı. Nitekim isyan eden sancakbeyi oluyor, bu da düzenli bir maaş demek oluyordu.

1604’te Canbolatoğlu Hüseyin Paşa idam edilince yeğeni Ali  Kilis civarında isyan etti. Kendisine Halep eyalet valiliği teklif edildi ancak kendisi Halep ve Şam’a saldırarak hükümdarlığı ilan etti. Osmanlı ordusunda olduğu gibi kendisi de atlı ve piyade birlikleri tesis etti. Kendi adına sikke bastırdı ve hatta Avrupalı devletlerle temasa geçti. Bu tehlikeli asi ancak 1607’de Kuyucu Murad Paşa zamanında bastırılabildi. Kuyucu Murad Paşa serdarlığında bu isyan hareketleri sert ve kanlı bir şekilde bastırıldı. Anadolu toprakları bir müddet saka sükunete erdi. 

Özetle, Osmanlı İmparatorluğu, uzun savaşlar neticesinde Anadolu’daki isyan faaliyetleri ile güçlü bir şekilde mücadele edememiş ve böylece Anadolu resmen savaş alanına dönmüştür. Tımar Sistemi’nin aksaması, sekban-sarıcaların soygunları, eski tımar ve zeamet sahiplerinin topluca bir asinin bayrağı altında isyan etmesi, Celali İsyanları’nı meydana getirmiş ve devasa halk kütlelerini yerinden etmişti. Anadolu’daki halk kitleleri Batı’ya doğru hareket etmiş, pek kısmı Rumeli’ye geçmiş ve Rumeli’deki Türk nüfusunu arttırmıştı. Ayrıca Akdeniz dünyasındaki nüfus patlaması, İspanyol gümüşünün getirdiği enflasyon, baskıcı sancakbeyleri ve tımar, zeamet sahipleri de bu isyanları tahrik etmiştir. Düzeni ve asayişi bozulan Türk halkı “Celay-i vatan” etmiş ve doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalmıştı.

KAYNAKÇA

Mustafa AKDAĞ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Yapı Kredi Yayınları, 5. baskı, İstanbul: 2019

Şevket PAMUK, Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi, 1.Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul: 2017 

Halil İNALCIK, Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-II, “Tagayyür ve Fesad Dönemi (1603-1656): Bozuluş ve Kargaşa Dönemi, 4.Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul: 2017

Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, 3. Cilt, 1. Baskı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul: 2011

İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, Osmanlı Tarihi, 3. Cilt 1. Kısım, 8. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara: 2011

Nicolae JORGA, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, 3. Cilt, Yeditepe Yayınevi, İstanbul: 2009

Sam White, Osmanlı’da İsyan İklimi, “Erken Modern Dönemde Celali İsyanları”, Alfa Yayınları

Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), 2. Baskı, Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, 

Târih-i Na’îmâ, 1. Cilt, haz. Mehmet İpşirli, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara: 2014

Rudi Paul Lindner, Göçebeler ve Osmanlılar, 2. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara: 2020

Posted In ,

Yorum bırakın